Türkçede Ekler ve Köklerin Aşınması: Yüzyıllar İçinde Hangi Sesler Kayboldu?

Türkçede Ekler ve Köklerin Aşınması: Yüzyıllar İçinde Hangi Sesler Kayboldu?

\”Uçmak\” kelimesi bugün fiil olarak uçmayı anlatıyor; ama 9. yüzyılda aynı kelime cennet anlamına geliyordu. Bu türden kayışlar Türkçenin tarihinde yüzlerce kez yaşandı. Sesler aşındı, ekler birbirine karıştı, bazı biçimler tamamen yok oldu. Bu değişimleri izlemek, sadece dilbilimcilerin işi değil; Türkçeyi gerçekten anlamak isteyenler için de aydınlatıcı bir yolculuk.

\n\n

Eski Türkçedeki /d/ Sesi ve Sessiz Dönüşümü

\n

Orhun Yazıtları’nda (8. yüzyıl) sözcük başında ve ortasında sıkça görülen /d/ sesi, Türkiye Türkçesine gelindiğinde büyük ölçüde /y/ veya /z/’ye dönüştü ya da tamamen düştü. Örnek: Eski Türkçe \”adak\” (ayak), Türkiye Türkçesinde \”ayak\”; \”kadgu\” (kaygı) → \”kaygı\”. Bu dönüşüm sistematik olmakla birlikte bütün lehçelerde eş zamanlı gerçekleşmedi; Özbekçe ve Uygurca bazı sözcüklerde /d/’yi korudu. Bu durum, Türk lehçelerinin karşılaştırmalı incelemesinde ortak kök tespitini güçleştiriyor.

\n\n

Yuvarlaklaşma Uyumu: Vardı, Zayıfladı

\n

Eski Türkçede bugünkünden çok daha kapsamlı bir yuvarlaklaşma uyumu vardı: Sözcüğün ilk hecesinde yuvarlak ünlü (o, u, ö, ü) varsa sonraki hecelerde de yuvarlak ünlü tercih edilirdi. Bu kural Türkiye Türkçesinde büyük ölçüde çözüldü; \”boyun\” kelimesinde birinci hece yuvarlak ama ek düz. Kazakça ve Kırgızca bu uyumu Türkiye Türkçesine göre çok daha güçlü koruyor. Uyumun zayıflaması tek başına fonetik bir değişim değil; Arapça ve Farsçadan alıntılanan çok sayıda sözcüğün dile girmesiyle tetiklendi.

\n\n

Kayıp Durum Ekleri: Yönelme Ekleri Neredeydi?

\n

Eski Türkçede bugün Türkiye Türkçesinde bulunmayan iki durum eki daha vardı. Bunlardan biri \”ekvatif\” veya \”benzerlik\” eki olarak adlandırılan ve \”-ça/-çe\” biçiminin ilk hâlidir. Bu ek günümüzde yalnızca bazı kalıplaşmış sözcüklerde yaşıyor: \”aptalca\”, \”Türkçe\”, \”insanca\”. Ancak üretken bir ek olarak artık yeni sözcüklere serbestçe eklenmez hâlde. Öte yandan Çuvaşçada ve Sakha (Yakutça) dilinde farklı biçimlerde varlığını sürdürüyor.

\n\n

Emir Kipinin Yitirdiği Biçimler

\n

Eski Türkçede emir kipi için 2. ve 3. tekil/çoğul şahıslar dışında ayrı biçimler de vardı; bu biçimler katmanlı bir saygı/mesafe sistemi oluşturuyordu. Bugün Türkiye Türkçesinde bu sistem basitleşti; \”buyurunuz\”, \”lütfen\” gibi sözcük bazlı nezaket ifadeleri bu biçimlerin işlevini devraldı. Uygurca gibi doğu Türk dillerinde ise emir paradigması çok daha ayrıntılı kalmaya devam ediyor.

\n\n

Örnek: \”–gAlI\” Ekinin Macerası

\n

Eski Anadolu Türkçesi metinlerinde (13-15. yüzyıl) sıkça görülen \”-galı/-geli\” eki \”… diye, … için, … amacıyla\” anlamı taşıyordu: \”Görmegeli geldim\” — görmek için geldim. Bu ek 17. yüzyıldan itibaren kullanımdan çekildi; Güneydoğu Anadolu ağızlarında \”–(y)AlI\” biçimiyle kısmen yaşıyor (\”geleli üç yıl oldu\”). Standart Türkiye Türkçesinde ise artık yalnızca bu kalıplaşmış bağlaçta. Aynı ek, Azerbaycan Türkçesinde \”–anda/-əndə\” yapısına dönüşerek farklı bir yol izledi.

\n\n

Ses Değişimleri Anlam Değişimini Sürüklüyor

\n

Bir sesin kaybolması veya değişmesi çoğu zaman iki ayrı sözcüğün birbiriyle karışmasına ya da kökensel ilgisiz sözcüklerin ses benzerliğiyle özdeşleştirilmesine yol açıyor. \”Er\” (yiğit, erkek) ve \”yer\” sözcükleri Eski Türkçede fonetik olarak daha ayrıktı; ses dönüşümleriyle birbirine yaklaştı. Bu durum halk etimolojilerini besledi ve anlam kaymasını hızlandırdı.

\n\n

Neyin Kaybolduğunu Neyle Anlıyoruz?

\n

Tarihsel sesbilim (tarihi fonetik) dört temel kaynağa dayanıyor: yazılı metinler (Orhun, Uygur, eski Anadolu), lehçe karşılaştırması, ödünç sözcükler üzerindeki izler ve ses yazım sistemlerinin belirlediği fonemik bilgi. Türkçenin durumunda şanslıyız: Orhun Yazıtları, dilin yaklaşık 1.300 yıl öncesini belgeleyen en sağlam kaynak. Bu yazıtlardaki ses sistemini bugünkü Türkiye Türkçesiyle karşılaştırmak, kaybolan seslerin haritasını çıkarmaya yeterliyor.

\n\n

Dilin Hafızası Hiçbir Zaman Tam Silinmiyor

\n

Türkçede kaybolan sesler ve ekler gerçekte tamamen yok olmuyor; ağızlarda, kalıplaşmış sözcüklerde ya da akraba dillerde yaşıyor. Dil tarihi bu anlamda bir arkeoloji alanına benziyor: katmanları kazdıkça, günlük kullandığımız kelimelerin altında ne kadar derin bir hafıza yattığı görünüyor. \”Anlamak\” fiilinin kökü de — anlam + mak — aslında \”an\” kökünden geliyor ve eski \”bellek, zihin\” anlamını taşıyor. Türkçe, her sözcükte bir geçmiş saklıyor.

Bunlara da Göz atın